kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2012 Perşembe

AYŞE KULİN "KÖPRÜ" VE BAĞLADIĞI HAYATLAR

Köprü’yü okuduğumda bu yürekli, sabırlı ve istediğine azimle ulaşan Vali’nin yerinde olmak faydalı işler yapmak istedim. Nedense o vali yide bir arkadaşıma benzeterek canlandı karakterler gözlerimin önünde...


“Yıllardır çekilen eziyetler ve son üç güne yayılan arızalanmalar, engeller, kademe farkları, takozlar, krikolar, hidroliklerin oyunbozanlıkalrı...

Şimdi sadece bayram ve bayram sevinci vardı. Köylüsü de, kasabalısı da, devlet memuru da, yoksulu da, zengini de, herkesi, yediden yetmişe o yörede yaşayan her bir insanı yüreğinden yakalamıştı mutluluk”



Köprü olmadığı için karısını doğuma yetiştiremeden ölüme yollayan Bayram,



Mezhep farkını göze alıp tüm karşı koymalara rahmen sevdiğine kaçan ve terörist baskınında eşini ve yeni doğmuş bebeğini kurşunlanarak kaybeden, süt annesi olduğu çocukla ynei hayata başlayan Elmas,



Yıllardır mütehatlik yapan “bu iş olursa kolumu keserim” diyen Hüdai ve bir çok kahraman daha...



Çok sıcak ve gerçekçi... Eline sağlık Ayşe Kulin..

Şidette tavsiye benden;)

15 Şubat 2011 Salı

BU PRENSİN KENDİSİ KÜÇÜK AMA SÖZLERİ BÜYÜK

Küçük Prens
  -  Büyükler sayılara bayılırlar. Tutalım onlara yeni edindiğiniz bir arkadaştan söz açtınız, asıl sorulacak şeyleri sormazlar. Sesi nasılmış, hangi oyunları severmiş, kelebek biriktiririmiymiş, sormazlar bile. “Kaç yaşında” derler, “Kaç kardeşi var?” “Kaç kilo?” “Babası kaç para “kazanıyor? Bu türlü bilgilerle onu tanıdıklarını sanırlar.

Deseniz ki kırmızı kiremitli güzel bir ev gördüm. Pencerelerde saksılar, çatısında kumrular vardı. Bir türlü gözlerinin önüne getiremezler bu evi. Ama “yüz bin liralık bir ev gördüm” deyin, bakın nasıl; “aman ne güzel ev diye haykıracaklardır”

Kısa bir minibüs yolculuğunun ardından kendimi kütühanede buldum. Buldum diyorum çünkü gezsem mi yoksa gitsemm mi derken minübüscü abi
- ablaaa burasımıydı, geldik! İniyon mu? deyince iniverdim işte. Severim kütüphaneleri beleş kitap okuma olanağını sunduğu için ayrıca:):P

Nese ben hemen soluğu meraklı bakışlar altında nerede mi aldım dersiniz! Çocuk bölümünde... Daha önce bir türlü okuyamadığım "Küçük Prens'i" kaptım çocukların şaşkın bakışları arasında ve elimdeki en kıymetli oyuncağım alınır diye hemen diğer bölüme geçtim ve ne zamandır niyetlendiğim "Ayşe Kulin'in Gece Sesleri kitabını aldım. Veee doğru kayıt masasına. Normalde bu kadar kısa kalmam, hatta tüm günümü bile harcarım ben kütüphanede ama bugün kalasım yok işte.

Hızlı adımlarla kayıt masasına doğru yöneldim. Aman Allahım, yine mi?! Bu güler yüzlü bayan, bayılıyorum bu kadının güleç yüzüne;) Kayıt ettik aldım işte kitabı, okudum çokta beğendim, sırf sizde beğenin diye yazıyorum bu kadar...(itinayla inanmayın!)

-     Herkesten verebileceği kadarını istemeliyiz. Otorite her şeyden önce sağduyuya dayanmalıdır. Sen kalkıp halkına denize atlamalarını buyurursan ihtilal çıkar. Benim verdiğim buyruklar akla yakın oldukları için yerine getirilmelerini istemek hakkımdır.
-         Küçük Prens; “Ben herkesi gördüm kimsecikler yok” “O zaman sende kendini yargılarsın. En gücüde budur zaten. Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha güçtür.  Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.” Dedi kral.   “Ben kendimi nerde olsa yargılarım bunun için buraya yerleşmeme gerek yok” dedi küçük prens.
-         İşte hayranlarımdan biri” dedi kendini beğenmiş kral.  Kendi beğenmişlerin gözünde herkes bir hayrandır…
-         Acaba, bir gün hepimiz kendi yıldızımızı tekrar bulalım diye mi yıldızlar böyle parlıyor?”
-         “İnsan ancak yüreğiyle baktı zaman doğuyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez”
-         “Gülünü bunca önemli kılan uğrunda harcadığın bunca zamandır”
Beğendiniz dimi. Ama siz satın alın bence gerçekten başucunda durması gereeken bir kitap. Bazen "bu hayat nereye gidiyor" dediğinizde oradaki büyük anlamlardan yön bulursunuz belki. Hadi esen kalın diyorum... Son.. The AND...:) Gülün emi HEPPP gülün:)

20 Ekim 2010 Çarşamba

BEYAZ ZENCİLER -Ingvar Ambjörnsen"

Beyaz Zenciler uyku tulumları, sırt çantaları ve bira kasalarıyla Çingene hayatı yaşayan dumancılar, beyazcılar, asitçilerdir... 


Beyaz Zenciler şairdir, çılgındır, düş kurmayı ve küfretmeyi severler: Onları en iyi polisler tanır!.. Beyaz Zenciler, mahûm edildiğimiz rezil, yoz televizyon dizilerine benzeyen hayatlardan; eğitim, kariyer, başarı ve benzeri cüce düşüncelerden nefret ederler... 


Beyaz Zenciler sevgi edebiyatı yapmazlar, severler: Bütün enerjilerini kendilerini garantiye almak için harcayanları hiçbir zaman anlayamayacağı kadar çok severler... Beyaz Zenciler gerçekten 'düzen karşıtı'dırlar, tüm ideallere ve ideolojilere karşı ihanet içindedirler. Onlar toplum dışına atılmamışlardır, orada, 'imkânsızın kıyısında öfkeli ve eğri bir hayat' yaşamayı seçmişlerdir... "

9 Nisan 2010 Cuma

Reklamın iyisi kötüsü “olmaz mı? olur mu?” (!)




Bu soru reklamcıların kendilerine ve çevrelerine en çok sorduğu sorulardan biridir. Çünkü soru “aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” hesabı bir sonuca ulaşılmayan, labirent gibi içine girince heyecanla sürüklendiğiniz fakat yolun sonunu göremediğiniz bir çizgi misalidir.


Hatta hakkında kitap bile yazılmıştır. Şebnem Topuz’un “Reklamın İyisi Kötüsü Olmaz (mı?)” kitabı


Peki sonuç? Yine aynı…


Birde biz ele alalım dedik konuyu!


Reklam, M.Ö. 3000’li yıllarda tüccarların, satış yapmak için dükkânlarının önlerine koydukları tabelaları, ilk reklam çalışmaları olarak bilinmektedir.


Her şey bir tabelayla başladı ama gelişerek renklenen görseli olan, elle bile dokunamadığımız dijital ortamların varlığı ile de şekillenerek daha farklı bir boyuta ulaştı.


Yoğunluk ve uygulama çeşitliliği artınca da hangisi iyi- kötü ayrımı başladı tabi. Reklam veren açısından baktığımızda, reklamın iyi olması için ona belirli bir satış sonucu ve itibarını olumlu etkileyecek bir gelişme olarak dönmesi dâhilinde o reklam İYİ reklam oluyor. Çünkü Kurumun asıl amaçları içersinde yer alan sonuçlar, gerçekleşerek kar ve imaj durumu arttırılmış olacağından sonuçta olumlu değerlendirilebilmektedir.


Peki ya reklamcılar? Onlar içinde reklam yaratıcı olan yani izlediklerinde, okuduklarında kısacası 5 duyularıyla algıladıklarında “vay be” dedirtecekleri reklam İYİ reklam oldu.


Tüketici açısından baktığımızda da onları eğlendirebilen, yalan söylemeyen, rahatsız etmeyen yani gürültü olarak algılatmayan reklam İYİ reklam oldu.


Tersi durumlarda KÖTÜ reklam…


Bence reklamın iyisi kötüsü vardır. Fakat bu iyi ile kötünün de oranlaması vardır. Yakın zamanda meydana gelen örneklerden birinin üzerinden gidebiliriz.


“İzmirli bir genç kız, eski erkek arkadaşının eşyalarını sanal alemde sattı. Kendisini en yakın kız arkadaşıyla aldatan arkadaşı için bir video filmi kaydeden Fulya isimli genç kızın intikam yöntemi pek çok kişiyi şok etti.


2 yıl beraber olduğu erkek arkadaşı Mert‘ten intikam almak isteyen Fulya, “Eski sevgilime kapak olsun” başlığıyla yayınladığı video filminde kendi sözleriyle ilginç olayı şöyle anlattı:


Genç kız bu videoyu Facebook‘daki kişisel sayfasından yayınlamakla kalmadı, eski erkek arkadaşının kendisine hediye ettiği ipek geceliği, Mert’in “çok özel” fotoğraflarının bulunduğu Sony 10.3 MP marka dijital fotoğraf makinasını ve tüm milli takıma imzalatılmış futbol topunu 1′er TL bedel ile açık attırmaya sundu.


Gittigidiyor adlı sitede “İntikam” kodu ile önceki gün açık arttırmaya çıkan 3 ürün 5 saat içinde satıldı.”


Artık reklam sadece medya satın almalarla gerçekleşmediği için bu örnekte de tanıtım ve ilgi için ayrı bir yol çizilmiştir. Medyada ve internette büyük ilgi gören video milyonlarca kişi tarafından izlendi. Doğal ev ortamında çekilen video o kadar gerçek gibiydi ki ulusal kanal ve gazetelerde konuya geniş yer verdiler.Böylece adını iyice akıllara sokan “gittigidiyor.com” tıklanma rekorları kırdı. Bu gizli haberle büyük başarı yakalayan adından söz ettiren site ya yalanı çıktı mı ne oldu? Tabi olaydan sonrasına ilişkin veri yok. Siteyi kullanan sayısı belli bir ölçütte artıysa bile bence yaptığı reklamdan dolayı ters etkide almıştır. Çünkü kandırılan bir siteye karşı güvende azalacaktır. Birde sanal ortamda alışveriş yapılan bir durumda oradaki ürünlerin açıklamalarının doğruluğuna ve ürünü temin edip edemeyeceğine ilişkin kesinlik durumu zayıflayacak, buda müşteriyi geriye itecektir. Güveni ve ilgisi düşecektir. Akılda yer etmesi açısından da etkili bir reklam çalışmasıdır.


Yararlanılan kaynaklar:


http://www.turkcebilgi.com


http://www.sendegel.org