1980 yılında Sportek çatısı altında kurulan Vicco hızla
gelişimini sürdürüyor. 02-14 yaş arası çocuk ayakkabıları üreten firma hem sevenlerinin okuyabileceği hemde çocuk, eğlence, ilginç haber... vs. sevenlerin ilgiyle takip edeceği bir yayın çıkardı. Oluşturulan sayısı sizlerle paylaşıyorum. Keyifli okumalar.
14 Ekim 2010 Perşembe
YENİ SAYIMIZLA KARŞINIZDAYIZ; "VİCCO AKTÜEL"
12 Ekim 2010 Salı
YARATICI REKLAMLAR
![]() |
| Made In Chıne |
![]() |
| Keskinliğin İspatı |
![]() |
| Gerçekten yaratıcı |
![]() |
| GENİŞ AÇI / farklı kutuplar |
![]() |
| Süpürgenin çekim gücü |
![]() |
| Lastiklerin yol tutuşu |
![]() |
| Köpeğinizden pireleri uzak tutun |
![]() |
| Sigara körlüğe neden olur |
Etiketler:
çisem,
çisem baki,
değişik,
ilginç,
reklam,
süpürgesi çalınan cadı,
yaratıcı,
YAŞAM,
zekice
28 Eylül 2010 Salı
İLETİŞİM ÇAĞI
İnsanların
mağara duvarlarına yazdığı yazılarla başlayan çalışmalar günümüzde şekil
değiştirerek elle tutulmayan ama bir pencere yardımıyla görülebilen bir
özelliğe büründü. Artık elimize bir kalem alıp, yazmak yerine bilgisayarın
karşısına geçip tuşların sesi eşliğinde bir şeyler yazıyoruz, çiziyoruz veya
oluşturuyoruz. Kısacası iletişim çağının en önemli aracı olan bilgisayarın
nimetlerinden faydalanıyoruz.
Uzmanların
görüşüne göre de; bu dijital mecranın faydaları yadsınamayacak kadar fazla
iken, insan iletişimi, yani karşılıklı diyalog ve sosyal birlikteliğin de
giderek azalmasında en önemli etken. Yinede taşıdığı hızlılık, ulaşılabilirlik
ve alanının çok geniş olması gibi özellikler onu vazgeçilmez yapıyor.
Son
dönemlerde en çok bahsedilen dijital mecraya ilişkin konulardan biri de sosyal
medya. Peki, nedir bu sosyal medya?
Sosyal medyayı belki isim olarak ne olduğunu bilmesek
bile, yakından tanıdığımız ve içinde var olup, uyguladığımız bir sistem. Sosyal
medya, bireylerin Facebook, Twitter, Myspace gibi alanlarda profil oluşturması,
diğer kullanıcıları eklemesi ve birbirine ilişkin bağlantıları görmesine izin
veren web tabanlı bir hizmettir. Sosyal mecraları oluşturanda içindeki kişiler,
yani bizleriz.
Bu ağlara milyonlarca kişi kayıt
olmakta ve zamanının birçoğunu bu alanda geçirmektedir. Bu zaman içerisinde
paylaşılan yazılar, görseller, videolar ve birçok uygulama internetin hızlı bir
mecra olmasıyla birleşerek paylaşımı kolaylaştırmaktadır. Bu hızlılık ve mecranın
bu kadar büyük olması en çok markaların ilgisindedir. Çünkü markalar veya
kurumlar bu mecralar sayesinde tüketicilerine ulaşıp ürünleri hakkında bilgi
verebilirler. Örneğin bir ayakkabı mağazası yaptığı bir promosyon, davet veya
uygulama çalışmasını bu alanlarda duyurabilir.
Sosyal
medyada yer almak kolay fakat oradaki sayıca çok büyük olan kitleleri etkilemek
yaratıcılık işidir ve zordur. Öncelikle bu mecraları iyi tanımak ve nasıl var
olmak istediğimizi iyi kavramak gerekiyor. Öncelikle şirket olarak sosyal
medyada ne yapmak istediğimize karar vermeliyiz. Örneğin: Bir bayram kampanyası
için çocukları eğlendirmeye yönelik gerçekleştireceğimiz bir çalışmayı mı
duyurmak istiyoruz? Yoksa genel olarak, internete girildiğinde belirli
özellikler arandığında kendi ürününün çıkmasını mı? Bunların hepsi yapılan
iletişim çalışmaları ile birlikte danışman ajanslarla belirleniyor.
Sosyal
medyaya ilişkin en önemlisi, bu kavrama yabancı olmadan gerekli atılımları bir
an önce yapmak. Çünkü teknoloji ve çağ hızla değişiyor. Sizde hemen bir sosyal
ağa üye olun ve ürünlerinizi, kurumunuzu tanıtmaya başlayın. Biraz çabuk olun
ama çağ bitiyor.
Dijital mecrada karşılaşmak dileğiyle…
Etiketler:
a b iletişim,
çalışması,
çisem baki,
facebook,
frıendfeed,
google Dijital pr,
iletişim çağı,
marka,
nedir,
öncelikle,
Sosyal medya,
süpürgesi çalınan cadı,
twitter,
YAŞAM
24 Eylül 2010 Cuma
EFLATUN'A SORMUŞLAR;
- Birincisi, İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan iki davranışı nedir ?
Eflatun tek tek sıralamış, Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler
Ne var ki çocukluklarını özlerler
Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.
Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler.
Yarınlarından endişe ederken bugünü unuturlar.
Sonuçta, ne bugünü, ne de yarını yaşarlar.
Hiç ölmeyecek gibi yaparlar.
Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.
Sıra gelmiş ikinci soruya;
-"Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine sıralamış,
Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın !
Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi "sevilmeye" bırakmaktır.
Önemli olan; hayatta,"en çok şey'e sahip olmak" değil,"en az şey"e ihtiyaç duymaktır...
Etiketler:
çisem baki,
demişki,
eflatun,
ödemek,
önemli olan,
para,
sağlık,
sahip olmak,
sormuşlar,
süpürgesi çalınan cadı,
yazısı
20 Eylül 2010 Pazartesi
EĞER "Ne Kadar da Doğru Söylemiş Can Yücel"
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
"CAN YÜCEL"
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
Etiketler:
ahenk,
aşk,
can yücel,
çisem baki,
eğer,
hırsızlık,
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
sigara,
süpürgesi çalınan cadı,
şiir,
YAŞAM
16 Eylül 2010 Perşembe
FATMAGÜL’ÜN SUÇU NE?
Dizinin
konusu açılıp ta fragmanlar dönmeye başlayınca, bu soruya herkesin bir yorumu
oldu. Çoğu da Beren Saat’in Aşk-ı Memnu’da ki Bihter rolüne yönelikti.
“Suçu: Behlül’ün sevgilisi olması,
Adnan’ı aldatması”
vs şeklinde
1986’da
sinema uyarlanan dizi de başrol oyuncusu olarak Hülya Avşar, Aytaş Harman
başroldeydi. Şimdi ise Hülya Avşar’ın yerine Beren Saat, Aytaş Arman’ın yerine
de Engin Akyürek alıyor. Nişanlısını Fırat Çelik ve 3 zengin genci de Buğra
Gülsoy, Engin Öztürk, Kaan Taşaner oynuyor.
Dizinin
konusunun nasıl ilerleyeceğini bilmesek te, genel hatlarını kapsayacağı
muhakkak.
Konu:
Fatmagül genç bir kasabalı kızdır. Sevgilisi Mustafa ile evleneceği günü
bekler. Fakat bir gün 3 ü zengin olmak üzere 4 çocuğun tecavüzüne uğrar ve
Mustafa bu olay sonunda Fatmagül’ü yalnız bırakır. Hapse düşen çocuklardan fakir
çocuk olayı üstlenmek zorunda kalır. Evlenirler.”
Başlangıcı
bu şekilde oluştuğu dizi çeşitli olaylarla ilerliyor…
Baştan
zengin fakir çocuk ilişkisi konularak, tam Türk insanının yıllardır izlediği
ama vazgeçemediği konuya değinilmiş. Bu kısmı ile ilk başta dikkat çekeceği
kesin. Anlaşıldığı kadarıyla da atraksiyon da çok!
Bir yönden
de tecavüz gerçeğine ve insanların yaşamlarına etkisi üzerinde dikkat çekici
olabilir. Geçen yıllarda yaşanan olaylar içerisinde tecavüzcü ile uğrayanın
aynı araç ile mahkeme salonlarına götürülmesi vardı. Daha sonra kamuoyu sayesinde bu konuya dikkat
çekildi ve düzeltme çalışmaları yapıldı.
İyi seyirler
herkese…
Fatmagülün Suçu Ne 1. Bölüm 2. Fragmanı
Yükleyen harbisey. - Tüm sezonlar ve tüm bölümler
Detaylı bilgi için; http://fatmagulunsucunedizisi.blogspot.com/
14 Eylül 2010 Salı
Bir Gün Dünyayı HALKLA İLİŞKİLER Yönetecek...
“Hüznün ve
mutsuzluğun bahanesini bulmak çok kolaydı; Şansızlık! Ben bu kötümserliği insan
ilişkileri ile gidermeye çalıştım. İnsanlarla iyi ilişki kurmak, pek çok
sorunun ilacı gibi geldi bana. En etkili ilaç, ilişki kurduğunuz yakın ya da
uzak çevrenizdeki insanların size güvenmesidir. Bir yandan bu güveni
zedelememeye, bir yandan da güvenin iki yönlü olmasına çalıştım. Arada sırada
yaşadığım düş kırıklıklarına rahmen insanlara güvenmeye devam ettim. Yaşam
çizgimi insanları önemseyerek çizdim.”
Alaeddin
Asna hayatını ve yaşama bakış felsefesini “İletişim Bir Hayattır” kitabında
Deniz Gökçe İnceoğlu’na anlatıyor.
İletişimin güven unsuruna dayandığını ve onun tek taraflı değil,
iletişimin oluşabilmesinin temelinde yatan “iki
taraflı” öğenin içinde olmasıyla gerçekleşebileceğini vurguluyor.
Halkla ilişkiler
sektörü ve Türkiye tarihine baktığımız da Asna’nın önemi büyüktür. Halkla
ilişkileri Türkiye’ye getiren, onun öneminin anlaşılmasını sağlayan kişidir.
Halkla
Münasebetler olarak bilinen Halkla ilişkiler çalışmalarına ilk olarak Koç’ta
başlayan Asna 7 yıl kadar oradaki görevini sürdürmüş, Koç’tan sonra ilk halkla
ilişkiler firması olan A&B İletişimi kurmuştur. İsmini ne için “A&B”
koyduğunu da başlangıcını oluşturduğu bu sektör için en uygun ismin, alfabenin
başlangıç harflerinin olabileceğinden gelen düşüncesidir.
Sektöre
ilişkin getirdiği yorumlar arasında da; gelecekte birçok yöneticinin, yurtdışında da
olduğu gibi ülkemizde de halkla ilişkilercilerden olacağıdır. Ülkemizde de
tartışma dendiğinde kavga olarak algılanmasının yanlış olduğunu vurgulayan Asna, En iyi fikirlerin tartışma sonunda
çıktığını belirtiyor. Şiiri seven ve radyoda şiir programları yapmış olan
Asna, Namık Kemal’in “Gerçekler Kavgalardan Çıkar” şiirini örnek veriyor.
Halkla
ilişkilerin bir genç mesleği olduğunu ve 50-60 yaşlarında yapılacak bir iş
olmadığını belirten Asna, bunun sebebini de enerjiye bağlıyor. “Bu bir enerji
sorunudur, enerjiyi buldum zannedersiniz, bulamazsınız ve geride kalırsınız.”
Diyor.
Yaşamında
enerjiyi hiç eskitmeyen, kısa zaman içinde birçok işle meşgul olan Asna, yaşı
geldiğinde A&B İletişim’ide arkadan yetişen bir yapıya bırakmıştır. Eskiden
devlet planlamada çalışırken planladığı gibi özel sektörden değil devletten
emekli olmuştur. Sadece planlama teşkilatı yerine üniversite hocalığından
geçerek.
Kitabı zevkle okuduğum gibi kendimle ortak yönler bulmaya da çalıştım. Hani olur ya her kitapta
okurken asıl kahraman hayalinizde siz oluverirsiniz. Onun gibi bir şey işte. Asna’nın en çokta şu yönünü benzettim
kendime; “Bir yandan çok çalışkanımdır. Bir iş varsa onu aksatmam, bitiririm
ama bir yanda da tembelliğe bayılırım”
Tembelliğe
bayılırım. (aynen : ) Tabi iş yoksa.
Bu kadar
bahsetme yeter sanırım, size de okumak için yer kalsın canım. Şimdiden keyifli
okumalar ve bilgilenmeler. İhtiyaç duyanlar için bazı kitaplarını da metnin sonunda yazıyorum.
Kendi yazdığı “GEMİCİ” şiirinden birkaç mısra;
O mutsuz bir gemicidir
Yanlış bir okyanusa yelken açmıştır
Uzanır halatların dibine arada bir
Güçsüz yumruklarıyla gözlerini siler
Nedenini bilemez.
-
“Halkla İlişkiler” Türkiye ve Ortadoğu Amme
İdaresi Enstitüsü Yayını-1969
-
“Sandaldaki Adam”- şiir- 1974
-
“Halkla İlişkiler Sanatı”-İktisadi ve Ticari
İlimler Akademisi Nihat Sayar Vakfı-1979
-
“Public Relations” – Osmanlı Matbaası -1983
-
“PR-Dünden Bugüne Bir Sanat ve Meslek Öyküsü”
Sabah yayınları- 1997
-
“Önce İletişim Vardı” –Derin Yayınları- 2000
-
“Bir Pr’cının Meslek Anıları” Media Cat
Yayınları-2004
Etiketler:
a b iletişim,
Alaeddin Asna,
deniz gökçe inceoğlu,
gemici,
genç,
hakkında,
halkla ilişkiler,
hayatı,
iletişim,
iletişim hayattır,
kitabı,
namık kemal,
pr,
public relations,
şiir,
yol
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















